Hüsn-i Mutlak

Mustafa Kaplan Hüsn-i Mutlak
7 Kasım 2020 Yazırın bütün yazıları için tıklayın


Hüsn-i Mutlak

Referansı Allah olan bir aklın yanılabilirliği en alt seyiyededir. O akılla hedefe yürümek en sağlıklı seçimdir. Salt yüzeysel bir güzelliğin ilgi çekiciliği mutlak bir zaman diliminde kaybolması asla engelenemez.

Peki bu özellik boşuna mıdır? Değil elbette… Muvakkat ta olsa; asıl güzelliğin kaynağına ulaştırılacak bir iz, bir işarettir.

Susamış birine bir bardak su veren kişi; suyun kaynağını da söylüyorsa, o kaynağı bulup, bulmaması  tamamen tavsiye alanı bağlar.

“Muvakkat güzelliklerin, muvakkat  zevklerde heba ediliyor olmasının karşılığı ebediyen o güzelliklerden mahrum olunabilir” ihtimalini düşünüp, ona göre bir rota belirlemek daha akıllıcadır bence…

Bazen na meşru olanın da göze güzel görünebilirliği söz konusu olabilir. Mesela gayet güzel tertip edilmiş bir sofraya dahil edilen bir içki şişesini düşünün!…İlk bakışta bakanlara çok güzel gelebilir; lakin o güzel sofranın o içki şişesine kurban edilmesi o sofradakiler için belki de ebedi bir azabı var edebilir .

Güzelliği; meşru güzelliklerde görüp, asıl kaynağına ulaşmak için istimal etmek, bizi ebedi güzellikleri  yaşamaya mazhar kılar. Yoksa nefsin süslü gösterdiklerinden ele geçecek olan daimi elemden başka bir şey olamaz.

Öfkelenen kişiye  öfkesi bir an çok güzel gelebilir… Bu duygusunu tatmin etme konusunda; belirlediği hedef üzerinde icra cihetine gitmesi; onu telafisi güç bir sonuçla karşı karşıya bırakabilir.

Daha önce kendisine bal gibi tatlı gelen öfke duygusuna; büyük bir pişmanlık, acı ve derin bir teessür galebe çalabilir.

Kâinattaki görünen onca güzellikleri bakış açımıza sunan; Yüksek bir şuur,  derin bir tefekkür, perdesiz bir kalp gözüdür.

Bu üçü olmasaydı; o güzelliklerin farkına varamayıp, görünenlerin sadece beyinden bize gelecek olan yanıltıcı veri yansımalarına tamam diyecektik.

Yani gördüklerimizi maddi gözlerle görüp, maddi bir algılamayla yetinecektik. İşte o zaman da Allah’ın; bizden bulmamızı istediği kaynağa ulaşmamız hayal olurdu.

Buda yaratılış amacına muhalif bir hareketi söz konusu yapardı.

Her şeyin; asıl ve  mutlak olanın bulunması ile ilgili elimize verilmiş birer pusula olduğunu düşünebilirsek; çıkılacak yolda rotamızı belirler ona göre bir gayret içinde oluruz.

Bu dünyaya öylesine gelip; öylesine gitmeyeceğimize göre, herşeyin o söz konusu gaye etrafında şekillenip, anlam kazandığını bilip hareketlerimizi o yönde dizayn etmek daha yararlı olur derim.

Evet, belki nadide bir tepsi içinde sunulmuş; lezzetleri ve görünüşleri harikulade güzel meyveler bizi bir an teskin etse de, yok olup tükeneceği gerçeği göz ardı edilemez. Oysa o meyveleri ve ondan neşet eden güzellikleri derinine düşünüp, asıl sahibine ulaşıp  kaynağından nemalanmak daha ķârlı değil midir?

Bu tıpkı bir pazarda reklam amaçlı tattırılan teşhirdeki yiyeceklere benzer; amaç tatları hakkında malumat sahibi olup, bir fiyat karşılığında onları satın alabilmektir. Elbette bu bedava olacak bir ticaret değildir. İlla ki bir karşılığı olacaktır.

Peki istenen fiyat zor mudur; değil kesinlikle… İlahi emir ve buyruklar doğrultusunda halisane ameller bizleri müspet sonuca götürebilir. Götürecektir de!. Yeter ki şeytani nefsani ve dünyevi desiselerin her türlüsüyle baş edebilme gücünü Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm”

Anlamı: “Güç ve kuvvet, sadece Yüce ve Büyük olan Allah Teâlâ’nın yardımıyladır.” duasına sığınarak elde edebilelim.

Velhasıl; görülen; duyulan ve his edilen tüm güzellikler, Allah’ın Cemil ismini işaret eder, ona dayanır…

Allah bizi o güzelliklerin kaynağına ulaştırmayı  nasip eylesin!..

 

Bilgilendirme

Urfa Yaşam Haber sitesinde yazılan yazılardan yazarın kendisi sorumludur. Yazarın görüşleri Urfa Yaşam haberinin görüşlerini yansıtmaz


Etiket: , 34 okunma
Tarih: 7 Kasım 2020 Google News