Her depremde ölüyoruz!

Gülsüm Atik Her depremde ölüyoruz!
2 Kasım 2020 Yazırın bütün yazıları için tıklayın


Her depremde ölüyoruz!

Türkiye bir deprem ülkesi.

1939’da yaşanan 7.9 büyüklüğündeki Erzincan Depremi örneğin…

Dünyada meydana gelen en büyük depremlerden birisiydi; 33 bin insanımızı kaybettik, 100 bin kişi yaralandı ve 116 bin civarında bina yıkıldı.

17 Ağustos 1999’da yaşadığımız Marmara depremi ise 7,4 büyüklüğündeydi. Sadece 45 saniye sürdü ama resmi olarak 17 bin 118 kişinin göçük altında kalarak can verdi, 25 bine yakın kişi de yaralandı. 285 bin 211 ev ve 42 bin 902 işyeri hasar gördü.

12 Kasım 1999’da ise Düzce’de 30 saniye süren 7,2 büyüklüğündeki depremi yaşadık. 894 kişi hayatını kaybetti, 2 bin 679 kişi yaralandı ve binlerce kişi evsiz kaldı.

Ardından 23 Ekim 2011’de 7.2 büyüklüğündeki Van Depremi’ni yaşadık.

Tüm Türkiye bu depremin yaralarını sarmak için seferber olmuşken bu kez de 9 Kasım 2011 Çarşamba günü 21.20 sularında Van Merkez’e 16 kilometre uzaklıktaki Edremit ilçesinde, aletsel büyüklüğü 5.6 olan yeni bir deprem meydana geldi.

23 Ekim ve 9 Kasım 2011 depremlerinde toplam 601 vatandaşımız hayatını kaybetti, 1.966 vatandaşımız yaralandı, 252 vatandaşımız ise enkazlardan sağ olarak kurtarıldı.

Şimdi de İzmir Depremi. 6.9 büyüklüğündeki depremde, yine canlarımızı yitirdik. Yıkıntılar altındaki insanlarımızı arama kurtarma çalışmaları sürüyor. Daha şimdiden 58 canımızı yitirdik, bine yakın yaralı vatandaşımız var.

Neden böyle?

Neden her depremde yüreğimiz ağzımıza geliyor. Neden her depremde bu kadar canımızı yitiriyoruz?

“Deprem insanları öldürmüyor, ölümlere sebep olan binalardır.”

Tamam, öyle de halk olarak “Depremde ölmek kader değildir. Biz depremde ölmek istemiyoruz, binalarımızı deprem güvenli hale getirin. Bizim yerleşim alanlarımızı deprem odaklı kentsel dönüşüme tabi tutun” neden demiyoruz.

Bırakın artık “Temel kazılırken babam görmüş, zemin tamamen kayaymış”, “Bizim binanın üst katında müteahhidin de dairesi var. Onun için çok sağlam yapmış” hikayelerini.

Çağdaş yöntemlerle binanızın deprem güvenliği olup olmadığını kontrol ettirmedikçe bu söylemlerin hiçbir anlamı yok.

Test yaptırmıyor ama babalarınızın hikayelerine güvenerek rahat uyuyorsunuz.

Deprem konusunda artık bin mücadelenin içine girmemiz gerektiği kesin.

Anlamıyor musunuz; talep olmayınca siyasetçi depremi ciddi olarak gündemine almıyor.

Bakın bu ülkede bilim adamları 1999’dan itibaren her an olma kaydıyla, önümüzdeki 30 yıllık bir zaman diliminde gerçekleşme olasılığı yüzde 62 olan büyük bir İstanbul depreminin uyarısını yapıyorlar.

Ne kadar hazırlık yapabildik?

Bütün bunlar bir yana hala depremleri alkole, zinaya bağlayan zır cahil bir güruhla da uğraşıyoruz.

Van’da deprem oluyor, “Onlar terörist oh olsun”

İzmir’de deprem oluyor, “Zina, alkol yüzünden oh olsun!”

Gerçekten bıktık artık bu pis zihniyetlerden.

Her deprem sonrasında, iliklerine enjekte edilen nefret gereği diline ilk olarak bu söylemler gelenlere sözüm; hani o yıkıntılarda insanları kurtarmak için yardıma koşan arama kurtarma köpekleri var ya, onlar kadar haysiyet sahibi olun, başka bir şey istemiyoruz.

Geçmiş olsun İzmir!

Bilgilendirme

Urfa Yaşam Haber sitesinde yazılan yazılardan yazarın kendisi sorumludur. Yazarın görüşleri Urfa Yaşam haberinin görüşlerini yansıtmaz


Etiket: , , 76 okunma
Tarih: 2 Kasım 2020 Google News