Yazar Faruk Caymaz ile güzel bir röportaj

Halkın Mühendisi mesleğine aykırılığın yazarı Faruk Caymaz ile Urfa Yaşam haberin röportajı

RÖPORTAJ :Galip Demirli

 

Faruk caymaz çok yönlü bir insan. Şairlik, yazarlık ve inşaat mühendisliği. Bu kadar işleri bir arada yürütmek zor olmuyor mu?

-Zor oluyor tabi. Âmâ yerine getirmem gereken mesleğimin çalışmalar var. Sonuçta mesleğim esas işim. Hobi olarak başlangıçta çalışmalarında bulunduğum şiir yazımları sonrasında beni bu yazılan şiirlerin hikâyesini anlatabileceğim romana dönüştü. Zaman zaman yorgun düştüğüm, uykusuz kaldığım zamanlarda da düşündüğüm şey; akıp giden bir zaman, yaşanması gerek anlar var. Onları kaçırmamak adına uyanık olmak gerekiyor. Şöyle de düşünebiliriz; mesleğim beni yoran, şiir, roman çalışmalarım ise yorgunluğumu alan, rahatlatan, sakinleştiricim.

Şairliğe ve kitap yazmaya ne zaman başladınız? Nereden aklınıza geldi?

-Şöyle hafızamı yokluyorum. Evet, hatırlıyorum. Sanırım daha ortaokul sıralarındayken –çocukluk hevesi işte-(gülümseyerek) “en büyük ablamın kayınbabası vardı. Çok pimpirikli, her işe karışan beni bile sinirlendiren bir yapısı vardı. Ablam annemlere anlatırken-çocuk olduğumuz için-yanımızda çekinmeden anlatırdı. Sinirlenirdim. Ama sonuçta çocuksunuz ve sizin elinizden bir şey gelmiyor. Bunu birilerine anlatıp sorunu ortadan kaldırmak istiyorsunuz. Bu sorunu annem ile babam halledemiyorsa ben nasıl halledebilirdim ki diye düşünürdüm. Aklıma, sorunları defterime yazmak geldi. Her gün hatıra defteri, günlük tutar gibi bir şeyler karalamaya başladım. Sonra bunu kitap haline getirebilirim fikri oluştu bende. Roman yazacaktım. Çok iyi hatırlamıyorum, o zamana kadar galiba evet galiba(kısa bir süre düşündükten sonra) cin ali kitabından başka bir şey okumamıştım. Romanın nasıl olduğunu bile bilmiyordum. Fakat Romanımın adını bulmuştum: Abdo Baba…O zaman ki Türkçe hocama, yazdıklarımı gösterdim. Bakacağım! diyerek aldı defterimi. Dönüş olmadı tabi.

Bu girişimim bende ileriki safhalarda daha çok hevesimi artırdı. Ancak, gördüğünüz gibi edebiyatçı olacağıma edebiyatla alakası olmayan mühendisliğe adım attım.

Sakıncası yoksa ve eğer çok özel değilse; Bu sizde derin etki bırakan, daha doğrusu bir mühendisi şair yapacak kadar etkileyen kadın ne oldu?

(iç çekerek) Bu konuda konuşmak ne derecede doğru bilmiyorum. Her ne kadar romanımın esas kahramanından biri de olsa aradan uzun zaman geçti. Başkalarının hayatına saygı duymak gerekiyor. Aslında hayata tutunmanıza sebep olan birinin olması ama aynı zamanda sizi zaman zaman uzaklığıyla üzüntüye sebep olması, hayatın gerçekliğini ve acı yanını ortaya seriyor; bir anlamda daha iyi şeyler yapmak için bir kamçı vazifesini görüyor.

Bunu size tekrar hatırlattığımız için de ayrıca üzüntümü belirtmek isterim.(çay üstüne çay içmesi, romanında anlatmış olduğu Mahir’in o huyu ile çok benzerlik gösteriyor)

 

 

-Şimdiye kadar kaç kitabınız çıktı? Yeni kitabınız ne zaman çıkıyor?

Çıkar Sokağı - Faruk Caymaz
Çıkar Sokağı – Faruk Caymaz

-Şu ana kadar biri şiir olmak üzere 4 kitabım yayımlandı. Tapınak Katili adlı roman serimizin ilkini ağustos 2014 te piyasaya çıktı. Bunun devamı olan “Tapınak katili 2-Mahirin Dönüşü” adlı romanımız; Allahtan bir şey olmaz ise Aralık 2021’de piyasaya çıkarmayı düşünüyorum. Deneme türündeki Çıkar Sokağı adlı kitabımız çok ilgi çekti. Okuyucusu tarafından çok beğenildi. Yayınevim bu konuda çok titiz davranıyor. Bu arada Mühendis arkadaşlarıma yardımcı olacak, bir tür “mühendislik el kitabı “ gibi tasarladığım ve şantiyelerde yaşanılan sorunlar ile teknik konuların ele alındığı “Mühendisin Dili” ile “50 Yüzsüz Adam” adlı kitaplarımın da çalışmaları devam ediyor; 2022 ortalarında  okuyucularıyla buluşturmayı tasarlıyorum.

-Bir de köşe yazarlığınız da var; bizim gazeteye de yazıyorsunuz. Daha önce hangi gazetelere yazdınız? Genelde yazılarınız hangi konuları kapsıyordu?

2014 yılı benim için çok yoğun geçti. Bir taraftan mesleğimi yürüttüğüm alanda işlerin yoğunlaşması, işlerin yılsonuna yetiştirilmesi, diğer taraftan hem roman çalışması hem de şiir derlemelerim, öte yandan çıkan romanımızın senaryosunu yazılması fikri bana daha cazip geldi. Köşe yazarlığına çok fazla zaman ayırmayınca ara verdim.

Ankara’da yerel bir gazetede “Buradan Bakınca” adlı köşem vardı. Güncel konular ile toplumun yaralarına parmak basan yazılar yazardım. Siyasetin alengirli dünyasına pek kapılmadım.

-Şiir ve roman yazdığınıza göre romantik bir kişiliğe sahipsiniz. Sizce Aşk nedir? Şimdiki, aşklar hakkında ne düşünü yor musunuz?

-Bu doğru. Duygusallığım var. Bazen bu yönüm beni rahatsız etmiyor değil. Gerçekliğin üst noktasına varılan şu günlerde, duygusallığı bir kenara bırakıp gerçeklik kavramıyla uğraşmak doğru geliyor ama insan bazı oturmuş kişiliğini de değiştiremiyor.

Aşk, ağır bir iştir. Gecesi gündüzü olmayan hayat işçiliğidir. Yükü ağır bedeli ağır, ederi düşük…  Bir yerde sürekli güncelleme isteyen bilgisayar programı, yüreksel acı ve hasretin insan üzerindeki acı ve bir o kadar güzel oyunudur.

Herkesin ulaşmak istediği, ulaşınca da kendini kaybettiği bir ortaoyunu hayatın.

Birçok tanımı olabilir. Önemli olan aşkın hangi haline kapıldığınızdır.

Mecnunun hikâyesini gençken okuyunca, insanın âşık olası geliyordu ama şimdi öyle değil.

Şimdi ki aşklar çok yüzeysel. Çabuk başlayıp çabuk bitebiliyor. Tabi eğer buna aşk diyebilirseniz. Çıkarcılık, günümüzde aşktan daha önemli hale gelmiş durumda. Ama yaşayanı, gerçekten bunu tüm benliği ile yaşayanı yok mu? var elbette ama o da çok az. Pek rastlayamıyoruz.

-İş dünyasında nasıl bir insansınız?

Tezcanlı, dürüst, sorumluk sahibi taviz vermeyen biraz da hırsına yenik düşen. Başarının ulaşacağı o çizgisel noktaları bulup birleştiren. Aslında bu kadar değişkenliği, iş hayatı size yakıştırıyor. Sürekli farklı firma ve kişilerle karşılaşıyoruz. Gerek işverenlerin gerekse müşterilerin isteklerini karşılayabilecek agresif tavırlara girmek tüm bunları kapsayabiliyor.

En ağır mesleklerden biri de bizim diyebilirim.

-Siyasetle yakından ilgileniyor musunuz? Günümüz iktidarının siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Siyaset ile hiç ilgilenmedim. Ama sürekli takipçisi oldum.

AKP İktidarı başlarda halka yönelik çalışmalarında, aksi bir düşüncede olmama rağmen başarılı buluyordum. Lakin Rahmetli babamın deyişini hiç aklımdan çıkarmadım. Derdi ki ”Çok iyilerin arkasında mutlaka kendine yönelik bir çıkarı, senin için iyi olmayan bir yanı vardır!  Bunu ne zaman görmeye başlarsın? Çıkarı sende bittiği an ve köşeye sıkıştığı anlarda!”

Bugünlerde yaşanılan süreci işte babamın bu deyişini hatırlayarak; bugünkü iktidarı pek olumlu bulduğumu söyleyemem.

-Siyasete atılmayı aktif olarak çalışmayı düşündünüz mü?

Gerek şantiye çalışmalarım sırasında, personelliğimi bir konuda eğitmeye çalışırken veya bir toplantı sırasında gerekse idareler ile olan toplantılarımda hitabetimin iyi olduğu, konuşmamın bir siyasetçiyi andıracak derecede iyi olduğu sürekli dile getiriliyordu.

Bir ara siyasete atılmayı düşündüm. Sonra toplantı ve eğitim sıralarında yaptığım şeyin insanlara doğruları göstermek, onları uyutmak yerine uyanık kalmalarını çabaladığımı düşününce, vazgeçtim. Sanırım kendime göre doğruyu yaptım diye düşünüyorum.

-Kadına şiddet, cinayet ve çocuk gelinler çoğaldı. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Aileden sorumlu Devlet Bakanının bu konuda bir çalışma yaptığını hatırlıyorum. Sanırım 2007 veya yakın yıllarda idi. Sürüncemede kaldı. Hükumet daha çok komşu devletlerle ilişkileri gerince, içerideki kendi vatandaşını unuttu. AKP’nin çocuk ve kadınlar için açtığı şemsiye delindi parçalandı. Bundan sonrası da meçhul zaten. Şunu hatırlamakta fayda var; Meclisin kurduğu “Kadına Yönelik Şiddetti Önlemi Komisyonu’nun bir üyesi geçenlerde bir açıklama yaptı. Bu da çok ilginç ve devletin vatandaşını nasıl sokağa terk edildiğini açıkça gösteren bir emaredir Sayın üye ”Kadının namusunu mahalleli korusun!”..Tam bir boş verme!

Kurtuluş savaşının adsız kahramanları kadınlarımız ile geleceğimiz olan çocuklar hiçbir iktidar döneminde bu kadar yalnız bırakılmamıştı. İlginç bir yan daha var. Düşünün ki iktidar kadınını koruyamıyor ama ondan üç tane çocuk yapmasını istiyor!.. Bence bu boş vermişliğin de ötesi

 

-Kitap la ilgili projeleriniz var mı?

Evet var. Yayınlamış olduğumuz romanımızın film ya da dizi haline getirmek için yoğun çaba gösteriyorum. Senaryosunu yine benim hazırladığım Tapınak Katili serisinin film haline gelmesi beni daha çok gururlandıracaktır.

Sonrasında duracak mıyım? Hayır!.. Mizahi öykü konusunda da hedeflerim var.

Demin de dediğim gibi yazarlık çalışmalarım sadece edebi anlamda değil, mesleğim ile ilgili kitap çalışmalarına da devam ediyorum.

-Toplum olarak az okuyan bir insanız. Sizce Kütüphane ve kitap alışkanlığını nasıl sağlayabiliriz?

Bu konuda hemen herkes şikâyetçi. Özellikle de basılı yayında çalışanlar, yazarlar…

Toplum son birkaç senedir geçim sıkıntısını nasıl çözeceği konusu dışında başka şeylere aklını yoramıyor. Varsa da yoksa da geçim!..

Çözümü yok mu? Tam anlamıyla yok!…Ama sorunu yarıya çözmenin bir yol var. Eğer kütüphanelere insanları çekemiyorsak-ki araştırmacı özelliğimizi kaybettik ne azık ki internet sayesinde-kütüphaneleri ayaklarına götürmek! Nasıl mı? Cafeler akşamları gençler ile doluyor. Sohbetlerin çoğu boş lakırdıdan ibaret. İnsani ilişkileri ve olmayan aşkları konuşurlar. Her masaya bir kitap bırakılabilir. Meraklısı mutlaka çıkar. Önce beş, sonra on beş ve dahası… Zaman lazım.

Uzun mesafeli otobüs yolculuklarında eskiden gazete dağıtılırdı. Okuyanı da az değildi. Şimdi koltuk arkalıklarına konulan TV’ler yerini aldı. Lakin film ve müzik dışında zaten de pek işe yaramayan tv kanalarımız konulmuş. Yolcu zamanla bıkıyor. Bazen bende dâhil olmak üzere!

Kitap konulabilir…

Size daha ilginç bir şey söyleyeyim; okullarda çocuklara kitap sevgisini aşılamak için ayda en az bir kitap okuma zorunluluğu getirilmişti. Özetlerini çıkarıp öğretmenlerine veriyorlar. Tamamen yanlış bir uygulama! Zoraki sevgi olmayacağını eğitimcilerimizin de bilmemesi inanın beni çok şaşırtıyor.

Yapılması gereken, her çocuğun ilgi duyduğu alana yönelik en fazla iki kitabı okumaları için yıl boyuna yayılması. Böylece hem çocukların dikkati çekilmiş hem de zorunlu hale getirmekten kaçınmış olunur.

Ve tabii ki de bu konudaki son düşüncem, insanların gelecek ile ilgili korkularına son vermeden okuyucu kitlesinin giderek daha da azalacağı… Ne yazık ki!

 

-Kısacası Faruk Caymaz kimdir?

Faruk Caymaz kimdir.(iç çekerek)Aslında çokta şaşalı hayatı olmayan, sevgiye aşka sonuna kadar inanan, paraya pek değer vermeyen ve güzel olan her şeyi ayrım yapmadan herkesle paylaşmaya çalışan modern Robin Hood’tan öte biri değildir. Herkes gibi olmasa da sıkıntıları, gülüşleri ve ağlayışları olan ama stresle savaşmasını çok iyi bilen bunu hiç çekinmeden yazıya dökerek gideren farklı bir yazar…

 

 


Etiketler: 143 okunma

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir