Mustafa Kaplan

Kadına şiddetin tarihçesi

by | Leave a comment

Şiddet olgusu insanlık tarihine parellelik arz eder.
Bu konuda arkeloğların yaptıkları çalışmalar sonucunda şiddetin 3000, yıl öncesine dayandığı incelenenler arasında.

Eski Roma yazıtlarında kadına şiddetin meşru bir hakmış gibi yasallaştırıldığı bilgisi mevcuttur.

Amerika’da 1884 yılına kadar erkeğin kadın üzerindeki tahakkümü yasal kabul edilirdi.

18.ve 19.yüz yılda İngiltere’nin de Amerika’dan farklı bir tutum içinde olduğu söylenemez.

Kadına yönelik şiddetin bilimsel olarak mercek altına alınması 1970 li yıllarda gerçekleşti.Bu ana kadar bu problemin çözülemiyor olması “Kol kırılır yen içinde kalır”misali kadının eşinden gördüğü şiddeti, muhiti ve hukukî platformlara taşımamasından kaynaklanıyordu.

Toplumun; kadına olan şiddete ortak tepkisi Vietnam Savaşı’nda, kadınların örgütlenerek bu konuda mücadele vermesiyle başlar.

Dünyada şiddet sorunu 1970 yıllarda; ülkemizde 1980 lerde konuşulmaya başlandı.

19 Mayıs 1987 de Türkiye’de ilk” dayağa hayır” yürüyüşü gerçekleştirildi.Bu, kadınların ilk toplu tepkisiydi.Sonraki yıllarda bu ivme kazanarak bazı dernekler ve teşekküller bünyesinde faaliyetler sürdürülmeye başlandı, hala da devam etmektedir.

Bu kısa bilgilerden sonra, kultuklarınıza yaslanıp;bu konuda biraz düşünmeye ne dersiniz?…

Kur’an’da mükkerer ayetlerde Allah’ın;tüm canlı varlıkları bir dişi;bir erkekten yarattığına dair vurgusu yapılır.Yani burada tek başına bir yeti oluşumu söz konusu değildir.Üreyip çoğalmada bir üst cinsiyetin olma durumu olanak dışıdır.

Hal böyle olunca, eril veya dişil;bir üstünlük statüsü içine alınmadığı,iki farklı cinsin bir birine mecbur kılındığı az bir tefekkürle çözümlene bileceği zor olmamalıdır.

Kadın ve erkekteki mevcut cinsiyet yansıması bir üstünlük sebebi değil;tamamen doğal yapıları ile ilgilidir.Kadın,kadın gibi;erkek, erkek gibi vizyon sergilemek zorundadır.Büründükleri cinsiyeti kabullenmeyip , rolleri değiştirmeleri yine onların tasarrufunda ise de;bu toplumda pek te tasvip edilecek bir durum olmaktan uzaktır.Bu, göze de hoş görüntü vermez.

Bir sivrisineğin tek bir kanadını dahi yapabilme istidadından yoksun bir insanın;kendi türünden ;ama farklı bir cinsiyete karşı şiddet gibi bir eylemi gerçekleştirmesinin kabul edebilirliği asla mümkün değildir.Bu tüm canlılar için de geçerlidir.

İster fiziki ,ister psikolojik, veya sözel;adına her ne derseniz deyin, tümünün şiddet kategorisinde’ azap’ olarak tanımlanan birer Cehennemi cilveler olduğu düşünülmelidir.Azabı verecek tek merci makamı Allah olduğuna göre;kulun bu meyanda o tür bir tevessülü olamaz, olmamalıdır.

Bir birlikteliğin namüsait şartlarda devam etmesi zaten beklenecek bir durum olmaktan uzaktır.Bunun çözümü şiddet gibi gayri insani yaptırımlar değil; Kur’an’da apaçık boşanmak olduğu yazılıdır.

Kadın ve erkek birbirinin tapulu mülkü değildir.Sadece onları bağlayan tek şey, evlilik gibi bir müessesenin çatısı altında, aralarında sözleştikleri ahit ve o ahite has şartlara bir intibakkın olabilirliğidir.Her birey özgür doğar, yalnız ölür.Buna yek diğerinin bir müdahalesi olduğunu söylemeye çalışmak ve o yönde çaba içine girmek abesle iştigaldır.

Bu birbirinin olmazsa olmazı olan ikilinin, bir birine karşı duydukları üstünlük duygusu ve bundan doğacak olan çekişmeler doğal aykırılık olduğu kadar; evrende de kaosa neden olabilmektedir.

Tarihte; kadınların aklen ve bedenen erkekler kadar güçlü oluşuyla ilgili bir çok argüman bulabilirsiniz.

Burada tarihin derinliklerine dalmaya da gerek yok bence… Mesela yakın tarihte; 13.yüz yılda Moğol istilasına karşı Anadolu’da Ahi Evren,namı diğer Nasrettin hoca’nın eşi Fatma Bacı tarafından kurulan,göçmen Türkmenlerin oluşturduğu Bacıyan-ı Rum adlı ilk kadın milis örgütüdür.

Kurtuluş savaşımızda nice sayısız kadın kahramanlar gelip geçmiştir.Seher bacılar,Nene hatunlar,Gördesli Makbuleler,Halide Edip Adıvarlar, bir çok erkeğin yapamadıklarını yaparak; yanmış yıkılmış bir ülkenin yeniden var oluşuna unutulmaz katkılar sunmuşlardır.

İnşallah bundan sonra herkes makul bir sürece girerek,bu şiddet denilen melanet kavramı sosyal literatürden ebediyen silip, maziye gömer…


Etiketler: 57 okunma
Bilgilendirme

Urfa Yaşam Haber sitesinde yazılan yazılardan yazarın kendisi sorumludur. Yazarın görüşleri Urfa Yaşam haberinin görüşlerini yansıtmaz

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir