Mustafa Kaplan

Güneş doğmak için batar

by | Leave a comment

Sarı saçlı, zümrüt gözlü güzel Ermeni kızına aşkını ilan edip, evlenmek istediğini söylemesi üzerine; kız:
-Benim dinime girip,zünnar bağlayıp;domuzlarımıza çobanlık yaparsan,o zaman seninle evlenirim.Der…
Şeyh Senan’ın aşktan gözü dönmüştür bir kere…
Tamam demekten başka çare bulamaz.

Ermeni kız: “Ha !Birde sizin dininizi anlatan bu kitabı ateşe atıp,yakmanı istiyorum…
Şeyh; buna da” peki “dedikten sonra Kur’an’ı ateşe atar…

Madem ki anlaştık,şimdi elimde tuttuğum şu şişedeki şaraptan karşılıklı içip, bunu kutlayalım öyleyse…

Aşkını abat etmek için;ahiretini berbat eden şeyhin hiç bir şey umurunda değildir artık…

Peşi sıra Bağdat’tan Erzurum’a gelen müritleri, şeyhlerinin içine düştüğü bu vaziyeti karşısında çok müteessir olup,onu uyarmaya çalışsalar da; şeyhin kimseyi anlayacak, dinleyecek şuuru kalmamıştır…

Müritleri tektar Bağdat’a dönüp;çareyi Abdulkadir Geylani’nin dergahına giderek eşiğine yüz sürmekte bulurlar.

Geylani:
-Erzuruma dönüp,domuz çifliğine yakın bir yerde zikir edin.Zikri duyan şeyhiniz her halükarda gelip zikrinize icabet edecektir…

Şeyh Senan,boynu üzerindeki yeni doğmuş domuz yavrusu ile birlikte çiftliğe doğru yürümekte iken;birden
Kulaklarına daha önce aşina olduğu sesler gelir,kalbi yerinden adeta fırlayacak gibi olur…

Duydukları; müritlerin yaptıkları zikirdir.

Kulak kabartır önce…Derin bir uykudan uyanmış gibidir sanki…

Önce kendine, sonra boynunda taşıdığı domuz yavrusuna bakıp;büyük bir pişmanlık ve teessür içinde, bir o kadar da içten,
“Ya Allah” Dedikten sonra domuz yavrusunu yere atıp; zikir eden müritlerin yanına giderek, kelime-i şehadet getirip, birlikte zikre dahil olur.

Peki neydi şeyhi tüm bu zorlu ve tehlikeli sürece iten nedenler?..

Bu sorunun cevabını isterseniz Bağdat’a beraber dönerek bulmaya çalışalım…Yani bu süreçten öncesine…

Yani Şeyh Sen’an’ın dinini değiştirmeden önceki haline…

Yani takvada üstün olup, müritlerine kerametlerinden haberdar kıldığı o zamana…

Ta ki Bağdat’ta Geylani hazretlerinin: “Resulullah’ın, benim ayağım senin boynun üzerinde; senin ayağın da tüm evliyaların boynu üzerinde olsun”ile ilgili sözlerine muhalefet edip kibrine yenik düşerek, rüyasında puta taptığını gördükten sonra, terk-i diyar ederek gittiği Erzurum’a…

Anlaşılan tüm bunlar,çıktığı yolculukta yoluna döşenmiş birer hikemi taşlar olduğudur şeyhin…En küçük ayrıntı bile boşuna harcanmış değil burada…

Her şey bir İlahi işleyiş üzerinde olup bitiyor aslında… Bunda tesadüf aramak akla ziyandır.

Tüm bunlar bir Ermeni kızın müslüman olup;hidayete ermesinde bir hikmetin yol açtığı sebeplerdir belki de…

Gündüzün kıymeti gecenin çökmesinden bilinir. Elde bir hazine varsa; korunup,kolanması için bir müddet kaybolması gerekir demek ki…

Belki de şeyhi mum gibi eritip yakan alevler;birinin hidayete giden yolun aydınlanması için saçılan birer ışık zerresiydi…

Veya,hidayete eren maşukunun şahsında;aşık’ın yeniden doğarak,daha güçlü bir imanla hakikate muhteşem bir dönüş yapmasıdır.

Ya da,tıpkı Halac-ı Mansur’un, “Enel Hak”la can verip;Enel Hakla” yeniden vücut bulmasıdır kim bilir…

Bir başka ihtimal,bu görülüp çekilenler,Sen’an’ın pençesine düştüğü kibrin, kişiyi nasıl Firavunlaştırıp,felakete sürüklediğine dair birer fragmandı veyahut…

Bu hikayenin sonu ile ilgili muhtelif rivayetler var.Bu rivayetler, kimisi Ermeni kızın müslüman olup, şeyhle evlendiğini;kimisi de muradına nail olamadan müslüman olarak izdivaç arefesinde vefat ettiği ile ilgilidir…


Etiketler: 134 okunma
Bilgilendirme

Urfa Yaşam Haber sitesinde yazılan yazılardan yazarın kendisi sorumludur. Yazarın görüşleri Urfa Yaşam haberinin görüşlerini yansıtmaz

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir